22 Ekim 2013 Salı

Minel aşk

İnsan hiç içini acıtan durumdan sıyrılırken acısını bile sevdiğini farkeder mi? Melankolik bi kadın değilim ama içimdeki acıya veda etmek istemiyorum. Neden ? “Ah minel aşk.!” Bana kendimi öğrettin. Kendimi sevmeyi, dalga geçmeyi ve sessizliği öğrettin. İnsanları sevmeyi ama söylediklerini ciddiye almamayı öğrettin. Sabretmeyi, insanın kusurlu bir varlık, bu dünyanın çapının hem dar hem geniş olduğunu, bedenin sadece ruhu perdeleyen bir örtü olduğunu öğrettin. Büyüdüm sandığımda aslında küçük bir kız çocuğu olduğumu anladım. Halbuki bazen yaşlı bir kadın gibiydim. İşte aşk sen bana iki ucu ortada birleştirmeyi öğrettin.

Tekrar mantıklı bir kadına dönüşürken, dönüşmenin değişmekten daha zor olduğunu farkettim. Değişmek ilerlemek, dönüşmekse bir çember etrafında adım adım dönmek. Sevmediğim tarafı şu; içimde derinleşen kadının hep orda olacak olması. Ne zaman daireyi tamamlasam yine ona dönüşecek olmak. Hem anne hem çocuk kadına, hem deli hem akıllı, ayakları basmayan, aklı başında olmayan, içindeki sevgi boyundan büyük, aşık...

Şimdilik veda ediyorum acıya, hergün biraz daha hissizleşiyorum, iyileşiyorum. Bu hem iyi hem kötü. Kendi çemberimdeyim hala, ama hani böyle iyi tarafında yani mutluluğa yakın. Kimbilir belki birgün o çemberi kırar biri, belki kendi dünyasıyla birleştirir. Yolum değişir. Belki ben çıkarım çemberin dışına. Ama şimdilik sakin her yer. Kış geliyor ama içim sıcak. Cebimde yine iyi niyetim. Yüzümde yarım bir gülümseme. Bu arada yeni öğrendiğim bir şeyi söylemeyi unuttum. Bazı insanların hiç sevilmediklerini öğrendim, hatta belki çocukken bile sevilmemişler düşünün işte….buna yoruyorum güzel olanı mahvetmelerini, o kadar sevgisizler yani…
   
İçimde güzel kalan şeylere tutunuyorum. Kendime tutunuyorum, gözlerime, saçlarıma, ellerime… Bir şey daha var, nerden çıktı demeyin ama emek emek uzattığınız saçlarınızı kestirmek kolay değildir, ne de olsa emek (‘sevgi neydi’) kıymetli şeydir. Sevgiler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder