16 Ekim 2011 Pazar

Sevdiğimiz şarkılar ve anımasattığı insanlar...

Bazen bi şarkıyı iki kişi seversin, o anı ve şarkıyı paylaşmak zorunda kalırsın, insanlar gider ama şarkılar kalır. Dinledikçe birilerini hatırlatan şarkılar var. Sevgilini değiştirebilirsin,arkadaşlarınla görüşmezssin belki ama müzik zevki kolay değişmez dimi? Benimde böyle şarkılar geldi şimdi aklıma;

White Snake_ Is this love, Regina Spektor_Us ... sonra Pinhaniden var bir iki tane, ergenliğe yakın zamanlarımdan Şebnem Ferah göz kırpıyor. Sonra Demir Demirkanı unutmamak lazım bir sevgililer günü ritüelini yaşarken Zerrin ve Yiğitle, aynı şarkıyı döndürmüştük, "kahpe" :)  Melisle balkonda Sıla , Deniz Seki, Müzeyyen Senar dinlerdik. Damlayla Amy Winehouse...

Yeni insalar tanıdıkça onları müzik zevkleriyle birlikte hafızamda saklar oldum... Beni kim hangisiyle hatırlıyor bilmiyoum ama bugünler gibi  yağmurlu ve soğuk havalarda içimde sakin şarkılar çalan biriyim, kafam kalabalıksa yüksek sesli hızlı dinlerim, arkadaşlarımla eğlenirken onları mutlu eden şeyler çalarım... Tek başıma içerkende içimde Müzeyyen Senar çalan alaturka bir kadın var.

Bu gecenin şarkısı da bu olsun http://www.youtube.com/watch?v=CBEAaKcnNRg&feature=related vekerim

31 Mart 2011 Perşembe

   Bu günlerde baharın etkisiyle biraz afallamış olsamda, normale döndüm tekrar. Samimi olduğum bir konuşmada bir arkadaşıma içim buz gibi dedim. Ve baharın buzu eritmesine biraz izin vermeyi denedim. Sonuçta erimeyle birlikte, içimde bir çökelme yaşandı, anlamsız bir birikinti. Hiç bir yere akamayan. İyi mi oldu hayır. Buz gibi diye şikayet etmek anlamsızmış, çünkü bazı canlıların kalbi buz gibi olduğu zaman daha iyi atabilirmiş. Daha güvenli, daha sakin, ağzımdan çıkan buharın rengini görmek, içimi üşüten soğukluğum meğer beni koruyan bir duvarmış.Baharı bir haftada yaşayıp bitirdim, özlememek ve istememek üzere :) Yaza ne zaman geçerim bilmiyorum. Geçtiğim zaman kemiklerim ısınana kadar güneşin altında kalmalıyım. İçime geçmeli sıcaklık. Ama şimdi biraz daha üşüme zamanı.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Yeni keşfim, geç olduğunu düşünüyorum, çünkü bu kadın ve yaptığı müzik bana iyi hissettirdi...

17 Şubat 2011 Perşembe

..."düşmeseydim düşlerimin sırtından zaten inecektim..."

13 Şubat 2011 Pazar

Guguk Kuşu 1975 yapımı başrolünü Jack Nicholson' nın oynadığı dramatik bir fillimmiş. Fillimmiş diyorum çünkü henüz izlemedim. Dün bir arkadaşım bu filimden bahsetti bana, izlemeliymişim. Bugün Beyoğlunda Leylek isimli bir cafe de bu filmin afişine rastladım. Birgün evvel bundan konuşmuş olmasak hiç ilgimi çekmeyecekti , filmi de izlemeyecektim belki ama böyle bir tesadüfe rastgelmiş olmamla beraber, evrenin bana gönderdiği mesajı aldım:) Bulur bulmaz izlemeyi ve yorumlarımı eklemeyi planlıyorum. Bu tarz küçük tesadüflerin hayatıma ufak ufak yön vermesini seviyorum. Bugün cafede gördüğüm afiş biraz komikti, malesef onu bulamadım :)

12 Şubat 2011 Cumartesi



Black Swan  (Siyah Kuğu)  Natalie Portma'nın kusursuz oyunculuğu ile en iyiler arasında yerini alacak, ve Natalie 'ye oscar getirecek bir film olmuş. Nerdeyse başından sonuna kadar bale izlliyorsunuz ama sıkılmıyorsunuz. Film mükemmeliyetçi bir balerinin, rolü uğruna, kabuklarından çıkmasını, şizofreniye varan iç hesaplaşmalarını ve karanlık yönlerini keşfetmesini anlatıyor. Daha ilk sahnesinde kendine ait ipuçları veriyor, ama heycanını kaybettirmeden son sahnesine kadar izletiyor. Müzikleri, kostümleri, makyajıyla da başarılı bir film olmuş. Başrolunün başarısı filmin önüne geçecek kadar iyi olsada, senaryonun da yönetmenin de hakkını yememek lazım. İzlenmeyi hakediyor...
Çocukluğuna özlemle bakar ve öyle bir mutluluğu tekrar yaşayamayacağını düşünür bazılarımız. Tasasız olmanın , ve küçük şeylerle hayalgücünün yarattığı bir histir çocukkenki.  Biz büyüdükçe düş dünyamız küçülür, daha çok insan olma kargaşasıyla ve kaygısıyla dünyaya kapılırız. Ama ben herkes kadar geçmişe bakıp, o mutluluğu birdaha yaşayamayacağını düşünenlerden değilim. Büyüdük de ne oldu diyenlere, yaşlarının verimliliğini, farkında olmanın ayrıcalığını , ve birşeyleri değiştirebilmeleri için güçleri olduğunu hatırlatıyorum. Eskiden, hesapsız küçük dünyalarımızda mutluluk sığlardaydı, bir ağacın meyvesinde, bir bakkal dükkanında, renkli bir taşta..Şimdi biraz derinlerde ama  yine etrafta... Biz değiştik, mutluluk yine mutluluktu, biz zorlaştırdık , üst raflara kaldırdık, çelik dolaplara sakladık, hatta bilgisayar ekranına sıkıştırdık. Mutluluk hala mutluluk.. belkide elimizin altında...